Haber

Gelecek Nesiller, 2020 için Üzgünüz: Bugün Yaşadığımız Travmalar, Biyolojik Olarak Gelecek Nesillere Aktarılabilir

Gelecek Nesiller, 2020 için Üzgünüz: Bugün Yaşadığımız Travmalar, Biyolojik Olarak Gelecek Nesillere Aktarılabilir

Tarihin her döneminde hayata zor bir açılış yapan milyonlarca insan oldu, oluyor ve olmaya da devam edecek gibi görünüyor. Kitlesel yok oluşlar, savaşlar ve hesaplı buhranlar sebebiyle pek çok cins, potansiyelini doğrusu ortaya koyamadan yeryüzünü terk etti. O nesillerin torunları ise geçmişte yaşananları, hiçbir zaman yalnızca bir anı olarak görmedi; aksine bütün hayatları, içinde bile olmadıkları geçmişlerine kadar şekillendi.

2020 yılı, salgının başını çektiği felaketler zinciri olarak tarihte yerini aldı. Uluslararası gerilimlerin tavan yaptığı bir dönemdeyken yaşanan pandemi süreci, toplumların her tabakasında, her bireyi etkiledi. Hatta yeni normalin getirdiği dijitalleşme sürecinden kârlı meydana çıkan Amazon şirketler bile endişeli, çünkü insanların tüketim güçleri artan bir şekilde azalıyor. Bunun yanı sıra hem ülkemizde keza de dünyada insanların hayatı gitgide artarak daha stresli, travmatik ve üzüntü batmış bir ayla geliyor.

pandemi

Tüm dünya, 21. yüzyılda ilk defa ateşi görmeden yangını, silahı görmeden savaşı deneyimliyor. Bugün yaşananların etkisi hiç kuşkusuz yarını da etkisi altına alacak. Peki kalıtımsal bilimi bu konuda ne diyor? Bazı araştırmaların sonuçlarına kadar bugün yaşadığımız sıkıntılar, kalıtımsal olarak değil ama biyoloji ile ilgili olarak gelecek nesle aktarılabilir.

Sahip olduğumuz bütün özellikler, yalnızca DNA’lar ile gelecek nesillere aktarılmıyor. Bu işin üstelik “epigenetik” boyutu var. İşte burada zincir kopuyor:

BBC’nin haberine tarafından yaşadığımız ortamdaki değişikliklere göre DNA’larımıza kimyasal etiketler eklenir veya çıkarılır. Bu etiketler de ilgili genleri açıp kapatırlar, böylece değişen koşullara daha hızlı harmoni sağlarız. Ancak laf konusu tesir aralıksız devam ederse değişen genler daimi olur, çocuklarımıza, torunlarımıza aktarılır. Bu genler, başlıca cilt ve göz rengi gibi fizyolojik özelliklerimizi belirlerler. Ama sahip olduğumuz özelliklerin gelecek nesle aktarılması için tek araç DNA, yani genetik değildir.

Kalıtımsal dıştan nesilden nesle aktarılan özellikleri inceleyen bilim dalına da “epikgenetik” denir. Evrim Ağacı’ndan Baha Patlar’a göre epigenetik bilimi, yaşadığımız çevrenin üzerimizdeki etkilerini gelecek nesle, hatta birkaç kuşak sonraki torunlarımıza bile nasıl aktarıldığını inceler. Özet Olarak DNA’larımız değişmese bile “epigenomlarımız” değişken. Örneğin genetik olarak çok yakın DNA dizilimlerine sahip tek yumurta ikizleri, epigenomları ayrı olduğu için öbür karakteristik özelliklere sahip olabilirler. Aynı şey ikiz olmasalar bile bir büyükbaba ile torunu için de geçerlidir.

Travma sonrası gerginlik bozukluğu, anksiyete ve bunalım bizi biyoloji ile ilgili olarak değiştiriyor. Bu değişimler de büyük ihtimalle gelecek nesillere aktarılıyor:

stres bozukluğu

Zürih Üniversitesi’nde görevli asap bilimci Ali Jawaid, bu konuyu en yakından gözlemleyen bilim insanlarından birisi. Kendisi, Pakistan’ın başkenti İslamabad ve Multan kentinde yaşamış, savaşlarda anne ve babalarını kaybetmiş yetim çocukları yakından analiz fırsatı yakaladı; ebeveynlerinden ayrılmış olmanın yarattığı hissi travmaların ve stres bozukluklarının biyoloji ile ilgili durumlarını nasıl etkilediğini merak etti.

Bulgulara göre söz konusu çocuklar, içinde bulundukları durumdan öyle uzun zaman her tarafında etkilendiler ancak yaşadıkları değişimleri, kendi çocuklarına da aktarabilecekleri anlaşıldı. Yani savaşta ailesini yitiren bir çocuğun torunları bile, koşulları ne kadar iyi olursa olsun aynı travmanın etkilerini yaşayabiliyor. Aynı bir koşul, II. Dünya Savaşı’ndaki soykırımdan kurtulanların torunlarında da görülmüş, çocuklarının biyoloji ile ilgili ve sıhhat açısından etkilendikleri tespit edilmişti.

II. Dünya Savaşı’ndaki soykırımdan kurtulanların torunları, hiç görmedikleri o travmaların biyoloji ile ilgili izlerini taşıyor:

ikinci dünya savaşı

New York’ta bulunan Icahn Tıp Okulu’nda görevli Rachel Yehuda, II. Dünya Savaşı’ndaki soykırımdan kurtulan 40 kişinin bugün hayatta olan torunları üzerinde bir araştırma yaptı. Bulgularına tarafından stres hormonu salgılanmasında rol oynayan katalizör, savaştan kurtulanların torunlarında da eser miktarda etki gösteriyor. Büyüklerinizin yaşadıkları acıları bugün biyoloji ile ilgili olarak taşığıdınızı düşünün…

üstelik Yehuda’ya göre travmanın kalıtsal bir etkisi olup olmadığını “belli bir şekilde bildirmek” için erken bir dönemdeyiz. Hatta Yehuda, medyanın söz konusu bulguları fazla abarttığını ve çarpıttığını vurguluyor. bu nedenle yanıltıcı haberlerin, sonraki nesilleri asgari epigenetik etkiler değin kalıcı olarak etkilediğini belirtiyor.

Günümüzden 50 yıl daha sonra yaşayacak gençlere büyük bir “sosyal servet” bırakabiliriz:

sosyal miras

Elbette bu yargıda kesinliğe varmak güç, çünkü deneyimlerin epigenetik etkilerini çözümlemek için daima yok edici örneklerle yüzleşmek gerekiyor. Bu yüzleşme, bilim insanları için ateşte yürümek gibi. Oysa araştırılması ve anlaşılması gerekiyor. Washington Eyalet Üniversitesi biyoloğu Michael Skinner, bu konuda ScienceMag’e aşağıdaki açıklamalarda bulunuyor: “Büyükanne ve büyükbabanızın maruz kaldığı şeyler rahatsızlık riskinizi değiştiriyorsa, bugün yaşadığınız şeyler de torunlarımızı etkiliyor demektir. Bu fiilen korkutucu bir şey.”

Skinner’in bu konuda hayvanlar üstünde yaptığı bir araştırmaya göre, travmatik etkilerle meydana gelen epigenetik şartların değişmesi, birdenbire artı nesle aktarılabiliyor. Eğer travmalar insanlarda da benzer şekilde epigenetik etkileri tetikliyorsa ilk önce fikir sağlığı elde etmek üzere, diğer sağlık durumu sorunlarının da sosyal bir servet olarak gelecek nesillere aktarılacağı anlamına geliyor. Zaten daha önceki incelemeler ve örnekler de bunu gösteriyor. 

Bilim dünyasında, travma sonucundaki epigenetik etkilerin gelecek nesillere nasıl aktarıldığını neşelendirmek için yoğun bir çaba var. Pek veya böyle bulgular gösteriyor ancak bugün yaşadığımız sıkıntıların bizde yol açtığı değişimler; yarın belki de daha standart ve bayağı bir yaşam sürecek torunlarımızı da etkileyebilir. Bunun sorumlusu ise Dünya’nın Güneş çevresindeki 365 jurnal 1 turu ile tamamlanan 2020 yılı değil, daha fazla biziz.

İyi bir haberle bitirelim: Eğer epigenetik değişimlerin biyolojimizi nasıl etkilediği, bunun gelecek nesillere nasıl aktarıldığı çözülürse, tedavileri daha basit bir ışık halkası gelecek. Umarız o günler geldiğinde herkesin tedaviye daha basit ulaşabilmesi de sağlanır.

Kaynaklar: BBC, Sciencemag, Evrim Ağacı

Comments
To Top